Dolar 38,0199
Euro 43,3354
Altın 3.951,79
BİST 9.464,76
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 19°C
Az Bulutlu
İstanbul
19°C
Az Bulutlu
Sal 21°C
Çar 19°C
Per 17°C
Cum 18°C

ÇİÇEK MOTİFLİ HÜZÜN

ÇİÇEK MOTİFLİ HÜZÜN
1 Şubat 2021 13:44

Sen, sağını solunu rüzgârın yıprattığı lüküs ışığı gibi odamı aydınlatıyordun ve işte o zaman çiçekler açıyordu odamda. Kalbi yaralanmış bir adam çiçek motifli gömleği niye giyer sanmıştın?

Domates kasalarından evler inşa ederken evin en güzel yerinde, mutlaka çıra boşluğundan sızan güneş ışıkları olurdu. O minicik delikten kıpkırmızı bir güneş çıra kokusunda ilerlerken, yüzümün kızarıklığını güneşten zannedenler hep yanılmışlardı: ben bir sana, bir de güneşe bakamadım.

Bahçesine takvimlerde ne kadar gün varsa sığdıran hayali evim, seni de çıra kokusunda açan yaralarıma sığdırmıştı. Doksanlı yıllarda erkeklerin, güllü çiçekli gömlekleri neden hiç üzerlerinden çıkartmadıklarını hepimiz şimdi daha iyi anlıyoruz. Hem yokluktan hem yokluğundan. Kalpte açılan yaralar insana elbise de olurmuş!
Küçükpazarın stadyuma bakan çamurlu otoparkında ellerimizle uydurduğumuz mektuplar, sırtımızda güllü çiçekli gömlekler vardı. Her cümleye başladığımızda gömleğin bir gülü düştü yakamızdan. Kendi uydurduğumuz cümleleri yine kendimiz okuduğumuzda gömleğimizdeki güller boyunlarını büktü.
Pileli bol şalvarlı pantolonlarla herhangi bir lisenin önünden geçerken rüzgârda savrulmayan jöleli saçların zamanın makinası gibi bizi bir önceye bir sonraya götürmesini, yalpalamayı, gölgemizle aynı hizada yürüyememeyi, avucumuzun içinin terlemesini ve eski Rum sokağında unutulmuş gülleri, bir de gül motifli gömlekleri ze kuşağının hangi atakanına anlatabilirsin!

Hep aynı şey oluyor. Durup dinleniyor, soluklanıyor, sonra yine yürüyorum. Yürümeyi ben en çok seni aradığım için seviyorum. İranlı hurdacının “Hurda satın almak bahanemdir. Şehri sokak sokak seni bulmak için geziyorum” diye eski kasa pikabın arkasına yazdığı yazıyı karlı bir pazar sabahı karları eşeleyerek ben ellerimle yazmıştım, sen gör diye. Gördün mü bilmiyorum, oraya hâlâ kar yağıyor mu?

Buna benzer bir şiir de yazmıştım sana. Ama okumadım o şiiri bir kasete. Kaset kelimesini de bilmez ze kuşağı, sana bu yüzden anlatıyorum, nolur dinle! Şiirlerimi kötü okuyorum, biliyorum. Bu yüzden hiçbir harfini kirletmek istemedim sesimle şiirimin.

Dönüp duruyorum şehir gibi, gündüz gibi, gece gibi, gökyüzündeki kuşlar gibi. Kendi kendime dönüşüm bir sen etmiyor. Kendi kendime dönüşüm bir sen etmiyor diye de bir şiir yazmıştım sana. Ne çok şiir yazmıştım sana, acaba hangisi defterinde?

Dağlara paralel uzanmış denizleri rüyalarımda hep senin için taşıdım gözlerimden gözlerine. İnsan rüyasında da yorulurmuş; insan bir akşamüstü ansızın yorulur mu desem Attila İlhan gibi, insan gelir yorulur ve gider mi desem, İbrahim Tenekeci gibi… Yoruldum.

Eline hiç Kemalettin Tuğcu kitabı almamış, Ömer Seyfettin okumamış, pazar konserini Hikmet Şimşek’i hatta Himen’i, Şiira’yı, Uzaylı Zekiye’yi seyretmemiş bir nesil, seyretmekle izlemek arasındaki incecik tatlı farkı hiç anlamayacak işte.
Hep aynı şey oluyor. Son ana kadar geleceksin diye boş bir hayal kaplıyor bütün dünyamı. Bütün dünyam sensin, anla işte.

Hep bunları anlattım ben sana.


ETİKETLER:
YORUMLAR

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.